ÇİLESİZ ZAFER OLMAZ!

Yazdır
PDF

Mavi Marmara Gemisindeki Gönüllüler Arasında Yer Alan Genç Gazeteci Samed Doğan:

 

ÇİLESİZ ZAFER OLMAZ!

 

Takdim:

“Genç gazeteci Samet Doğan’la Mavi Marmara gemisiyle Gazze’ye insanî yardım konvoyunda yaşadıkları üzerine konuştuk. Yozgat/Sorgun doğumlu olan Samet, Arap-İslam dünyasındaki gelişmeleri yakından izliyor ve tahliller yapıyor… Samet 22 yaşında bir GENÇ ADAM… Yazı ve röportajlarını yakından zevkle okuyoruz, faydalanıyoruz. Fikirsiz “fırdöndü” gazetecilere inat bastığı fikir zemini malum, oluş yolunda koşan bir kıymet… Allah nefsimizin tuzaklarından korusun (Amin)…

*** *** ***


Evet! İHH önderliğindeki sivil aktivistlerin eliyle terör devleti İsrail’in karizması çizildi. Şehitlere rahmet… Yaralılara acil şifalar… Bedeller ödendi. Ödenmesi gerekiyordu, çilesiz-ızdırapsız zafer yok…

İHH’nın önderliğindeki bu “sefer” diğer İslamcı sivil toplum örgütlerine de ibret olsun, örnek olsun. İşte Müslümanlardan toplanan onca para ve emtianın nasıl “değerli” kılınacağının “hiç” edilmeyeceğinin de misali oldu…

Burada şunu da tereddütsüz söylemek icap ediyor ki; dünya çapında bir ihtilal-inkılap kotarmaya çalışan BD-İBDA’nın tüm cemaat ve oluşumları bulundukları yerden sıçratmak, şuurlarında, bakış açılarında ve zihinlerinde devrim yapmak taktik ve stratejik çözümlemesinin semeresidir “Mavi Marmara” eylemi!

Gemi yolcularından pek çoğunun da şöyle veya böyle BD-İBDA İslam’a muhatap anlayışının rahmet yağmurlarından “ıslanmış” insanlar olduğunu -bilerek- söylemek durumundayız…

Son söz: İstikbal BD-İBDA’nın.

Mülakat: MEHMET ATILGAN

 

Öncelikle gazanız mübarek olsun… Şehitlere rahmet, yaralılara acil şifalar dileriz. Mavi Marmara gemisinin hareket öncesi hazırlıklarından bahseder misiniz?

Bu gemiye ismimin kayıt olmasıyla büyük bir heyecan duydum. Eğer basın mensubu olarak alınmasaydım, tekrardan bir aktivist olarak başvuracaktım. Her halükarda bu “zafer” gemisinde olmak için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Çünkü bu mesele torunu olmakla övündüğümüz (Allah liyakat şartlarına erdirsin) Osmanlı’dan bu yana kanayan bir yaramız idi. Yaşanan tarihi süreç içerisinde, Filistinlilerin mücadelesine katkıda bulunmak Abdülhamit Han’dan sonra yapılmak istenip de yapılamayan, yapılamadıkça içimizde öfkesi büyüyen bir vazifeydi. Bu anlayışla Ankara’dan İHH’nın gerçekleştirdiği bir törenle 7 kişilik bir grupla yola çıktık. Antalya’ya ulaştığımızda aktivistlerle Kepez Spor Salonu’nda toplandık ve son hazırlıklar tamamlandıktan sonra Mavi Marmara gemisine intikal ettik.

 

Gemideki ortam nasıldı ve ilk etapta neler yapıldı?

Gemiye intikal tamamlandıktan sonra Mavi Marmara tekbirlerle, dualarla ve sloganlarla Gazze’ye doğru yola çıktı. Gemide neredeyse her milletten insan vardı. Herkes bir biriyle tanışıyor ve kaynaşıyordu. Böyle bir ortamda basın mensuplarının bulunduğu odada kalmayı kabul etmeyerek, diğer tüm aktivistlerle beraber yolculuk yapmayı tercih ettik. Biz basın mensupları olarak, gemideki önemli şahsiyetlerle özel sohbetler haricinde röportajlar yapıyorduk.

 

Gemide önemli şahsiyetlerden kimler vardı?

Mescid-i Aksa’nın yılmaz savunucusu Raid Salah söyleyebileceğim ilk isim. Raid Salah’la röportaj yapmak için yanına gittiğimizde, etrafına topladığı gençlere Yahudilerin Mescid-i Aksa üzerindeki emellerini anlatıp, ateş hattındaki mücadeleden bahsediyordu. Konuşmamız arasında sık sık Osmanlı vurgusu yapan Salah, her zaman olduğu gibi Türklerin yine büyük bir organizasyona öncülük ederek, bu konudaki hassasiyetlerini Abdülhamit Han’dan aldıklarını ifade ediyordu. Saldırı neticesinde elimizden gasp edilen ses kayıt cihazımda kalan bir diğer röportajımızda ise 2002 yılında Irak’taki vahşete tanıklık eden ve görevinden istifa ederek pasaportunu yakıp ABD vatandaşlığından ayrılan eski bir ABD askeriyle sohbetimizi devam ettirdik. Dünyanın en büyük vahşetini işleyen bir devletin vatandaşı olmaktan duyduğu bir utançla, ABD vatandaşlığından ayrıldığını, şimdi ise benzerini işleyen İsrail’e karşı Mavi Marmara gemisinde bulunduğunu söyledi. Ayrıca İslam dünyasında oynanan oyunların tamamının İsrail ve ABD ittifakı tarafından çıkarıldığını ve Obama’nın da bu kirli oyunlarda bir kukla görevinin olduğunu ifade etmişti. Bu gemide olan insanlarla konuştuğumda hepsinin birer cesaret abidesi olduğunu ve İsrail’in hiçbir şekilde bu gemiyi durduramayacağına inandıklarını hissettim.

 

Gemide bulunanlar omuzlarına aldıkları yükün farkında mıydı?

Gemideki tüm insanlar, Filistin için her türlü zorluğa katlanabilmenin şuurundaydı. Aramızda geçen konuşmalarda, Gazzelilerin yaşadığı mücadele ve hayat şartlarından bahsediliyor, onca katliama ve yapılan işkencelere rağmen dimdik ayakta kalabiliyorlarsa, biz de bu gemide dimdik ayakta duracak, hiçbir baskıya boyun eğmeyecektik. Her ne pahasına olursa olsun rotayı Gazze’ye kilitlemiştik, mümkünü yoktu dönüşümüzün… Zalim bir devlete kafa tutmak gibi onurlu bir görevden keyif alıyorduk. Yolculuğumuz sık sık tekbirler ve sloganlarla devam ediyor, etrafında bulunduğumuz büyüklerin sohbetlerinde İsrail’in tehditleri ve tavrı ne olursa olsun, Allah’ın da bir hesabının olduğunu vurguluyorlardı. Bu halimizi uydudan izleyen İsrail’e karşı gemide bulunan sanatçılar Üstadın “Şarkımız Bizim” şiirinin en büyük cevap olacağını düşünüyorlar ve de besteleyip coşkulu bir şekilde söylüyorlardı. Ayrıca kılınan namazların ardından bu geminin amacına ulaşması için, uzun uzun dualar ediliyor, insanlardan maneviyatlarını yüksek tutmaları isteniyordu.

 

İsrail’in müdahale edeceğiz tehdidine karşı gemide neler konuşuluyordu?

Bu konudaki basın açıklamalarında İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, İsrail’in taleplerini dile getiriyor ve açıklamalarında İsrail’in söylediklerinin hiç birini kabul etmeyeceklerini ve ablukayı kırmak için rotayı Gazze’den çevirmeyeceklerini söyleyerek İsrail askerlerinin hiçbir şekilde gemiye yaklaştırılmayacağını ilan ediyordu. İsrail’in olası bir saldırısına karşı tedbirlerin alındığını, eğer gemiye çengel atıp çekmeye çalışırlarsa, çengeli demir kesme aletiyle keseceklerini, ayrıca savaş gemileriyle sıkıştırmaya çalışırlarsa kaptanın farklı bir strateji izleyerek gemileri atlatıp yoluna devam edeceklerini ve her ne şekilde olursa olsun Gazze’ye ulaşacağımızı belirtiyordu.

 

Baskını hissedince neler yapmaya başladınız?

Basın mensubu olarak baskını ilk hissedenlerden olduk. Çünkü İsrail uydu yayınını kesmeye çalışıyor, internete bağlantında kopukluklar oluşuyordu. Baskının ilk belirtileri İsrail helikopterlerinin üzerimizde görünmesiyle daha da netleşti. Bu arada hücum botlarının diğer gemilere ulaştığı haberi alınınca İHH tarafından olağanüstü hal ilan edildi. Bülent Yıldırım baskın öncesi, gemide bulunan genç aktivistleri toplayarak, gemiye baskın yapmayı düşünen İsrail askerlerine karşı direneceklerini, bunun içinde gönüllülerden gruplar oluşturulmasını istedi. Oluşturulan gruplara gemiden kesilen boru ve zincirler dağıtıldı. Gruplar İsrail askerlerine iyi bir ders vereceklerini ve Türk dayağı nedir göstereceklerini söyleyerek, gemide bulunan hiçbir insanın onurunu, şerefini İsrail çizmeleri altında ezdirmeyeceklerine söz verdiler. Böylelikle olası bir saldırı karşısında en kritik yerlere yerleşmek üzere harekete geçildi. Hücum botları bize doğru yaklaştığında fotoğraf makinemi alarak güverteye çıktım.

 

Peki, saldırı nasıl gerçekleşti?

İsrail botlarından görüntü almaya çalışıyordum ki; bir İsrail hücum botunun geminin kıç tarafına yaklaştığını gördüm. Objektifimi bota çevirince askerler üzerime ateş açmaya başladı. Bu arada İsrail’in gemiyi durdurmaktan çok katliam yapmaya geldiğini anlayarak fotoğraf makinemi bir köşeye attım. Tam bu arada bir helikopter geminin üzerinde belirdi. Yerden kaptığım bir sopayla geminin arka tarafına doğru koşarken önümde bir ses bombası patladı. Sarsılarak yere düştüm. Kendimi toparlayarak ayağa kalktığımda yukarıda direnişin başladığını gördüm. Ben de bu direnişe katılmak için yukarı doğru koştuğumda bir İsrail esirinin merdivenden aşağı atıldı. Sonra etkisiz hale getirerek aşağıya indirdik. O arada ise İsrail askeri aşağı inmemek için direniyor ve ağlıyordu. Bizim onu öldüreceğimizden korktuğu belliydi ki her defasından bir yerlere sarılıyordu. Askeri aşağıya indirirken de yaralı aktivistler aşağıya taşınıyordu. O arbedede askeri aşağıya indirmemiz imkansız gibi görünüyordu. Ancak bir akıncıyla birlikte bize direnen askeri etkisiz hale getirerek aşağıya indirdik. Askeri bir gönüllüye teslim ederek yukarı çıkmak üzere merdivenleri tırmanırken, ölmek üzere olan bir aktiviste suni teneffüs yapılıyordu.

 

Yukarıya çıktığımda tekbir sesleri semada yankılanıyordu. Belki hayatında hiçbir kavgaya karışmamış insanlar İsrail askerleri karşısında aslan kesilmişlerdi. Helikopterden inen askerler sanki hiçbir tecrübeleri yokmuş gibi davranıyor, ellerinde silahları olmasına rağmen Allah-u Ekber diyerek üzerlerine koşan mücahitler karşısında şaşırmışlardı. Burada  her zaman tecrübelerinden faydalandığımız Adem Özköse’den de bahsetmeden geçemeyeceğim. Maskeleri olmasına rağmen duydukları korku gözlerinden okunuyordu. Mücahitler ise soluk almaksızın askerlere saldırmaya, kimini denize atıyor kiminin ise tükenmiş leşini orada bırakıp hiç durmadan indirme yapan helikopterlerden aşağı doğru sarkan askerlere ellerindeki sopalarla vurmaya devam ediyorlardı. Daha sonra 2. ve 3. rehineyi de alıp aşağıya indirdik. Bu rehineler ciddi darbeler aldığından bize zorluk çıkarmadı. Sadece şereflerini akyalar altına alıp, kendilerini öldürmememiz için bize yalvarıyorlardı. 4. rehine ise karşılıklı takas edildi. Gemiyi teslim alamayacaklarını anlayan İsrail askerleri, artık işi gurur meselesi yaparak gerçek mermilerle saldırmaya başladılar. Hal böyle olunca mücahitler yaralılarla birlikte geri çekilmeye başladılar.

 

Bu yaşanan olaylar ne kadar sürdü?

Cezaevi sorgusunda kaptana söylenilen 65 dakikaydı. 65 dakika boyunca İsrail askerleri geminin üzerinde durmayı başaramadılar. Zaten tutuklama süreci 2.5 saat sonra gerçekleşti.

 

Daha sonra neler oldu?

Aşağı indiğimde her tarafın yaralılarla dolduğunu ve duvarların şehit kanıyla boyanmış olduğunu gördüm. Doktorlar yaralılara müdahale ediyordu. O arada Bülent Yıldırım’ı gördüm. Yaralı ve şehidleri gören Yıldırım’ın ayakta duramayıp çöktüğünü ve direnmeye devam edelim gemi düşmedi diyen mücahitlere “Gemide çocukların ve kadınların olduğunu unutmayın, ayrıca çok fazla yaralımız var, bu azılı Yahudiler katliam yapmak için gelmişler.” diye cevap verdi. Bu şekilde anonslarla mücahitlere direnişi durdurmalarını ilan etti. Herkes tanıdıklarını arıyor, kayıp tespitine çalışılıyordu. Bir ara üst güvertedeki herkesin şehit olduğu haberi yayıldı. Hemen üst güvertede çarpışan ağabeylerim, Ebubekir Kurban ve Bahadır İslam’ı aramaya başladım, gerçekten de ortalıkta görünmüyorlardı. Sonra öğrendim ki; yukarda tutuklanmışlar.

 

Sizin tutuklanma süreciniz nasıl gerçekleşti?

Tutuklanma sürecinde ben alt katta rehinelerin başındaydım. Hala İsrail askerleri alt katı alamamışlardı. İlk önce İsrailliler rehin olan askerlerini istediler. Direniş amacına ulaştığından dolayı askerleri teslim ettik. Daha sonra ben yaralılara yardım etmek için harekete geçtim. Karnında ve göğsünde kurşun izleri olan bir ihtiyarı kurtarmaya çalışan doktorlara yardım ederken, aşırı kana dayanamayarak orada baş dönmesi yaşadım. O esnada doktorlara zorluk çıkarmamak için odadan ayrıldığımda İsrail askerlerinin beklediği kapıya doğru gittiğimi fark ettim. Üzerime 5-10 askerin silah doğrulttuğunu gördüm. Ve o şekilde beni tutukladılar.

 

Tutuklandıktan sonra neler yaşadınız?

Ellerimi kelepçeleyen askerin, kelepçeyi takarken ellerinin titrediğinden ne kadar korktuğunun farkına vardım. Bizi üst güverteye çıkartıp, dizlerimizin üzerine oturttular. Onurlarından ve gururlarından hiçbir şey eksiltmeden tutuklanan mücahitler başları dik bir şekilde ezan okuyup, tekbirler getirip dua ederek Aşdod limanına getirildik. İsrail askerlerinin direniş karşısında geçirdiği şokla birlikte, ürkek ve korkak tavırları normale bir türlü dönemedi. İsrail’in daha önceden kurduğunu ilan ettiği tutuklama kampında aramalardan, parmak izi ve fotoğraf kayıtlarına kadar birçok aşamadan geçtik. Askerlerin tavırlarından Türk düşmanlığı gayet açık bir şekilde belli oluyordu. İşlemler tamamlandıktan sonra 3-4 saat süren bir yolculukla cezaevine getirildik.

 

Cezaevi süreci nasıl yaşandı ve yetkililerin tavırları nasıldı?

Cezaevinde dörder kişilik odalardan oluşan hücrelere konulduk. Tekbirlerle moraller yüksek tutulmaya ve karşımıza çıkan tüm İsrail yetkililerine küfretmeye başladık. Gardiyana toplu bir şekilde namaz kılacağımızı söyleyip, bizi salona çıkartmalarını istedik. Böylece İmam yüksek bir sesle kâfirleri yerle bir eden ayetler okudu. Duada ise İsrail’in yıkılmasını ve zelil olmasını içeren niyazlarda bulunuldu.   Sonra birer birer Mossad ajanları tarafından sorguya alındık. Sıra bana gelince sorguyu yapan görevli İngilizce sorular sormaya başladı. Soruları anlamama rağmen, Arap topraklarında olduğumuzu söyleyip, eğer Arapça konuşurlarsa cevap vereceğimi söyledim. Sözlerime kızan Mossad ajanı beni dışarı attırdı. Daha sonra Arapça konuşan bir yetkiliyle askeri döverkenki çekilen fotoğrafı gösterip, amacımı sordular. Öncelikle askeri dövme olayının o ortamda sıradan bir durum olduğunu ifade ettim. Amacımızın ise yıllardır zulmettikleri ve işgal ettikleri Gazze ablukasını delmek için yola çıkmak olduğunu söyledim. Görevlilerden birinin sesini yükseltmesi üzerine küfrederek son sözümü söyledim. Gardiyanlar aralarında Netanyahu’nun yanlış yaptığını, Türklerle karşı karşıya gelmenin aptallık olduğunu, Türklerin kin ve öfkesinden sakınılması gerektiğini söylüyorlardı.

 

Size Türk elçiliğinden herhangi bir görevli veya avukat geldi mi?

Öncelikle içimizde bulunan yabancılara kendi elçilikleri tarafından görevliler geldi. Oysa ilk olarak Türk elçiliğinin güçlü bir şekilde orada olması gerekiyordu. Ancak Filistin İnsan Hakları Örgütünden Suzan isimli bir Filistinli avukat bizi müdafaa etmek için gönüllü avukatlık yapacaklarını söyleyip bizi kesinlikle burada yalnız bırakmayacaklarını söyledi. Ben bunların hiç birini dinlemeyerek öncelikle Türkiye’de neler olup bittiğini sordum. O da bana “Bırak Türkiye’yi dünya karıştı” cevabını verdi. Bunu duyunca hep beraber tekbir getirdik. Şehitlerin ve gazilerin bereketi kendini göstermişti. Dünyanın akışını değiştirecek bu büyük hadisede bulunmamın gururunu ömrüm boyunca taşıyıp, liyakat şartlarına ermek için hep dua ve icrada olmak ve…

 

Elbette şunun şuurundayız ki; bütün faaliyetlerin verimi Anadolu’nun şahlanışına vesile olmasıyla kıymetini artırır. Gazze’nin Siyonist terör devletinin kuşatmasından kurtulmasıyla mücadele bitecek değil, bütün Filistin’in ve bütün İslam dünyasının kurtulmasıdır asıl gaye! Emperyalizmin surlarında bir gedik açtıksa ne ala!.. Dünya efkârı umumiyesinde bulduğu akis hoş oldu. Bunun sürekli hale getirilmesi temennisiyle…

 

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederken sizden böyle iyi haberler beklediğimizi bilmenizi isteriz…

İnşallah, nasip! Ben de sizlere teşekkür ederken, sürekli okunduğunuzu bilmenizi isterim.

 

BARAN Dergisi Sayı: 178

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile